16 Mayıs 2011 Pazartesi

Ayasofya Müzesi

  AYASOFYA(Yunanca: Αγιά Σοφιά, tam adı: Ναός τῆς Ἁγίας τοῦ Θεοῦ Σοφίας, Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia),Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından alınmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür ve günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınıR
Binanın adındaki “sofya” sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunanca’da “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir.Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da "ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk mezhepinde Tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır. 6. yüzyılın ünlü mimarlarından Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemius'un  yönettiği Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve Jüstinyen'in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. Bizans döneminde Konstantinopolis Patriği'nin patrik kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi’nin merkezi olmuş bulunan Ayasofya, doğal olarak vaktiyle büyük bir “kutsal emanetler” koleksiyonunu içermekteydi.

1453’de kilise camiye dönüştürüldükten sonra Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği büyük hoşgorüyle mozayiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozayikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozayikler yine gün ışığına çıkarılmıştır. Kısaca günümüzde tüm dünya insanları bu mozayikleri görmelerini bir kişiye borçludur: O da, sanatı seven ve diğer dinlere saygı gösteren Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet'tir. Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş,] Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmedi

                                                        
Ayasofya Müzesi - İstanbul
Ayasofya Müzesi - İstanbul


Ayasofya Müzesi - İstanbul



Ayasofya Müzesi - İstanbul


Ayasofya Müzesi - İstanbul

Ayasofya Müzesi - İstanbul

Ayasofya Müzesi - İstanbul


,





Dolmabahçe Sarayı Müzesi


Osmanlı Devleti`nin 625 yıllık yaşam süreci içinde devletin yönetildiği merkez olan "saray", ilk başkent Bursa`dan ikinci başkent Edirne`ye sonra da İstanbul`a taşınmış, İstanbul`da ise belirli aralıklarla bir mekandan başka bir mekana aktarılmıştır.
İstanbul başkent olduktan sonra bu kentte kurulan ilk saray, Saray-ı Atk-i mire`dir. Bu ilk yönetim merkezini Saray-ı Cedi mire izlemiştir. Daha sonra ki padişahlar, Topkapı, Eski Çırağan, Beşiktaş Sahil Sarayı ve Eski Beylerbeyi Sarayı`nı değişik aralıklarla kullanmış ve 1856`da Dolmabahçe Sarayı`nın tamamlanmasıyla yönetim buraya taşınmıştır. 1877 yılında yönetim bir kez daha yer değiştirmiş, 1877`den 1909`a kadar Yıldız Sarayı`na taşınmış, daha sonra 1922`de saltanatın kaldırılışına kadar yine Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı, yönetim merkezi olarak dönüşümlü kullanılmışlardır.
1856 yılında tamamlanarak kullanılmaya başlanan ve Osmanlı sultanlarının İstanbul`daki üçüncü büyük sarayı olan Dolmabahçe Sarayı, dönemin kültürel yapısını, sosyal ve sanatsal etkilenmeleri, eğilimleri, saray örgütündeki değişimleri önemli ölçüde yansıtan mimar bir bütündür.
Dolmabahçe Sarayı, Batı ile ilişkilerin yoğunlaştığı 19. yüzyılda, Boğaz girişinde bir prestij yapısı olarak inşa edilmiş ve hızla büyümekte olan kentin siluetini değiştirmiştir. Burada, Topkapı Sarayı`nda olduğu gibi zaman ve gereksinimlere bağlı olarak gelişen bir yapılar topluluğu yerine, yeni bir anlayışla, önceden saptanan bir yapı tasarım programı gerçekleştirilmiştir.
Planda, Osmanlı mimari geleneği ve yaşam tarzına bağlı düzenlemeler terkedilmeden Batı öğelerinden de yararlanılmıştır. Dış ve iç süslemelerde ise alışıolmışın dışında, Batı ağırlıklı ve oldukça yoğun bezemeli, görkemli bir üslup tercih edilmiştir.
Bizans çağına ait araştırmalarda ise bu çevrede bir Bizans sarayı ile hipodrom gibi yapıların bulunduğu belirtilmektedir...
Önceleri, "Beşiktaş" semti ile sarayın bulunduğu çevre birlikte anılmış, ancak 17. yüzyıldan sonra, zamanla bataklık haline gelen bu körfez doldurularak daha sonraki yapılaşmalara zemin hazırlamış ve elde edilen alan Dolmabahçe olarak anılmaya başlamıştır.
Doldurulmadan önce körfez ve yakın çevresinde yeralan çeşitli köşk, kasır ve sahil sarayının adlarına kaynaklarda rastlanmaktadır.
II. Mahmut` un oğlu Abdülmecid zamanında Beşiktaş Sahil Sarayı`na ait köşkler, yeni bir saray inşası için yer yer yıktırılır. Beşiktaş Sahil Sarayı`na ait köşklerin yıkılmasıyla elde edilen bu alana, Dolmabahçe Sarayı`nın inşası emri, Sultan Abdülmecid tarafından 1842-1843 yıllarında verilir. Sarayın bitirilen ilk bölümü ana bina olur.
Tarihler bize çevre duvarlarıyla kapıların, ana binanın yapımından sonra tamamlandığını gösterir. Zaten böyle büyük bir binanın tümünün birden bitirilmiş olması mümkün değildir. Bütün bu verilerden, yapılar topluluğunun 1842-1856 tarihleri arasında ve bölümler halinde tamamlandığı sonucuna varabiliriz.
Sarayı yaptıran Sultan Abdülmecid burada ancak kısa bir süre oturabilmiştir. Ölümü üzerine yerine geçen Abdülaziz saltanatını Dolmabahçe Sarayı`nda sürdürmüştür. yine bu sarayda tahttan indirilen Sultan Abdülaziz`in yerine V. Murad geçmiş ve 3 ay sonra da tahttan indirilerek Sultan II. Abdülhamid padişah olmuştur. Sultan II.Abdülhamid burada 7 ay kadar kısa bir süre yaşadıktan sonra, daha emniyetli olduğu gerekçesiyle yaptırdığı Yıldız Sarayı`na taşınmış ve Dolmabahçe Sarayı`nı yalnızca merasimler için kullanmıştır.
1909`da V.Mehmed ünvanıyla tahta geçen Sultan Mehmed Reşad`ın Dolmabahçe Sarayı`nda oturmaya karar vermesiyle, Mimar Vedad Bey tarafından onarılan saraya yeniden işlerlik kazandırılmıştır. Uzun zaman etkin bir şekilde kullanılmamış olan sarayda bu onarımlar sırasında önemli tadilatlar yapılmıştır.
1918`de Sultan Reşad`ın ölümü ile tahta geçen VI. Mehmet Vahdettin bir süre burada kaldıktan sonra Yıldız Sarayı`na geçmiş ve 1922`de Dolmabahçe rıhtımından ülkeyi terketmiştir.
Bundan sonra, 18 Kasım 1922`de Abdülmeci Efendi, halife olarak Dolmabahçe Sarayı`na yerleşmiş, 3 Mart 1924`te hilfetin kaldırılmasıyla o da hanedanla birlikte saraydan çıkarılmış ve ülkeyi terketmiştir. Atatürk`ün emriyle hazırlanan 431 sayılı yasa ile Osmanlı hanedanının malları, aralarında Dolmabahçe Sarayı`nın da bulunduğu tüm saray, köşk ve kasırlar, "millete intikal etmiştir".

Saray Koleksiyın Müzesi

SARAY KOLEKSİYONLARI MÜZESİ
Dolmabahçe Sarayı depolarında kapalı olarak bulunan ve sarayın tefriş edilmiş mekânlarında ziyaretçinin görebilme olanağı olmayan objelerin, modern bir depoda toplanması ve korunması amacıyla, Dolmabahçe Sarayı’nın Beşiktaş yönünde bulunan Matbah-ı Âmire (Dolmabahçe Saray Mutfakları) binalarında 2006 yılında bir depo-müze oluşturulmasına karar verildi.
  
Proje kapsamında, ilk etapta 20.000 civarında objenin bu mekâna aktarılmasıyla oluşturulan Depo-Müze, ziyaretçilere de açık hale getirildi. Ancak yeterli düzeyde sergileme düzeneğinin olmaması nedeniyle, büyük oranda depolama ünitelerinde yer alan tüm koleksiyonlardan örneklerin sergilenebileceği, bünyesinde müze, sanat galerisi ve depoların yer alacağı “Saray Koleksiyonları Müzesi” projesi hayata geçirildi. Bu proje kapsamına öncelikli olarak Matbah-ı Amire yapı grubunun daha önce ofis ve depo olarak kullanılan alanları da dahil olmak üzere, tümü restorasyona alınarak 2000 m²lik alanın tamamı Saray Koleksiyonları Müzesi bünyesinde değerlendirildi.

Sergi düzenlemesinde kullanılmak ve mümkün olduğunca fazla objeyi ziyaretçi ile buluşturmak üzere, 28 adet modern müze vitrini, mutfak araçları sergileme alanı ve açık sergileme platformları oluşturuldu. Sergileme vitrinleri; ağır ve büyük objelerin sergilenmesi, hava ve toz sızdırmazlığının sağlanabilmesi amacıyla, dış etkilere karşı yüksek dayanımlı malzeme ve çelik taşıyıcı sistem ve kaplamadan oluşturuldu. Vitrinlerin iç kaplamalarında, uluslararası müzecilik standartlarına uygun özelliklerde panel ve kumaş kaplama uygulamaları yapıldı, vitrin camlarında ise objelerin güvenliğini ve doğru görünebilmesini sağlamak amacıyla özel lamine cam kullanıldı.
  
MÜZE SERGİ KOLEKSİYONU

Saray Koleksiyonları Müzesi’nin ana teması, Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere, 19. yüzyıl Osmanlı saraylarında gündelik yaşamda kullanılmış olan ve Milli Saraylar envanteri içinde yer alan objeleri gün ışığına çıkarmak ve ziyarete açık hale getirmektir. Saray Koleksiyonları Müzesi’nde sergilenen objelerle, 19. yüzyıl gündelik Saray hayatının izlerini ziyaretçilere anlatabilecek ipuçlarının sağlanması hedeflenmektedir. Müze’de yer alan tüm eserler, Osmanlı sarayının dünyadaki gelişmeleri yakından takip ettiği bir dönemin ürünleri, özgün örnekleridir. Koleksiyon, yalnız Dolmabahçe Sarayı’nda kullanılmış eşyalardan değil, aynı zamanda Aynalıkavak, Küçüksu, Ihlamur, Maslak Kasırları ile Beylerbeyi ve Yıldız Sarayları’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun son 70 yıllık sürecine tanıklık etmiş eserlerden oluşmaktadır.

Bu müzede sergilenmekte olan tarihî eserlerin kaynakları çeşitlilik arzetmektedir. Bunların arasında, saray için sipariş usulü ile yurt içi ve dışında yaptırılan eşyalar olduğu gibi saraya hediye olarak gelen çeşitli eşyalar da yer almaktadır. Bunların yanında bizatihi saray marangozhanesinde özel olarak üretilmiş çeşitli parçalar da bulunmaktadır. Saray Koleksiyonları Müzesi’nde eserler belli konu başlıkları altında sergilenmektedirler: Saray Çocuk Kıyafetleri, Dürrüşehvar Sultan, Mobilya, Hat Sanatı ve Yazı Takımları, Porselen, İşlemeli Eserler, Gümüş Sofra Takımları, Kristal Sofra Takımları, Hereke Fabrika-i Hümâyûnu, Aydınlatma, Isıtma, Sağlık ve Sanayi Araçları, Tablo, Saatler ve Müzik Aletleri, Kitap.

 Sergilenen objeler arasında; şehzade ve prensesler tarafından kullanılmış kıyafetler, oyuncaklar, el işleri, padişahlar tarafından kullanılmış yazı takımları, mühürler, kitâbet gereçleri, Meclis-i Mebusan ve ilk TBMM’de kullanılmış yazı takımı örnekleri, ilaç sandığı ve ilaçlar, romatizma şok cihazı, dişçi ünitesi, padişahlara ait gümüş tıraş takımları, valide sultanlara ait temizlik ve bakım gereçleri, kristal, porselen ve gümüş yemek takımları, kristal ikram setleri, el yazması Kur’ân-ı Kerimler, feraşet çantaları, işlemeli seccade ve örtüler, mutfak araç ve gereçleri, Hereke halıları, Yıldız porselen ürünleri, saatler, çini sobalar, sanayi araç ve gereçleri, saray kütüphanesinden kitaplar, Halife Abdülmecid Efendi’ye ait resim alet ve gereçleri, yağlıboya tablolar, aydınlatma araçları, dekoratif araçlar ve şamdanlardan oluşan çok geniş bir koleksiyon yer almaktadır.

Saray Koleksiyonları Müzesi’nde, depo kısmında yer alan yaklaşık 43.000 tarihi obje arasından seçilen ve tüm koleksiyonları yansıtan 5.000 eserlik bir seçki sergilenmektedir. Müzenin giriş bölümü sanat galerisi olarak dönemlik sergilere ev sahipliği yapmakta, Koleksiyonlar bölümü ise, seçilen eserlerin daimî müze konsepti içinde ziyaretçileri ağırlayacak şekilde düzenlenmiştir. Saray Koleksiyonları Müzesi’nin son bölümü olan depo kısmında tüm objeler modern tekniklerle depolanmakta olup, periyodik bakımları yapılmaktadır. Ayrıca bu kısım uzmanların ve araştırmacıların kullanımına açık tutulmaktadır.

Dolmabahçe sarayı saat müzesi

DOLMABAHÇE SAAT MÜZESİ
Dolmabahçe Sarayı Harem Bahçesi’nde bulunan eski İç Hazine binasında, 2004 yılında, Milli Saraylar Saat Koleksiyonu’na ait saatlerin sergilendiği bir müze açılmıştır. Gezi güzergâhlarında sergilenemediği için kapalı oda ve depolarda tutulan bu saatler, saat atölyemizde sekiz yıllık bir tamir sürecinden geçmiştir. Türkiye’nin ilk ve tek saat müzesi olan Dolmabahçe Saat Müzesi, bünyesinde barındırdığı 18. ve 19. yüzyıl İngiliz otomatlarının, Fransız ustalarının yaptığı görkemli mekaniklerin yanında, 19. yüzyılda doruğa ulaşan Osmanlı Mevlevi saat ustalarının da muhteşem eserlerinin görülebileceği bir müze olmuştur.

2009 yılında saatlerin ve müzenin genel bakıma alınmasına, yeni vitrin ve sergileme düzenine geçilmesine ve bazı yeni saatlerin de müzeye katılmasına karar verilmiş ve müze bir yıllığına kapatılmıştır. Bu süre zarfında saatler sarayın ustaları tarafından tek tek elden geçirilmiş ve 2010 yılı içerisinde müze tekrar ziyarete açılmıştır.

Müzede 71 adet saat sergilenmekte olup, bunların içinde ünlü İngiliz saat ustası George Prior’ın müzikli otomatları, Fransız altın kaplama konsol saatleri, otomat ve yarı otomat müzikli saatler, Ahmet Eflaki Dede’nin son yaptığı 9 numaralı saati, Mevlevi ustalar Mehmet Şükrü ve Mehmet Muhsin’in türbülon saatleri, es-Seyyid Süleyman Leziz’in muhteşem astronomik saati ve Osman Nuri’nin decimal saati gibi dünya mekanik saat koleksiyonları içinde önemli yere sahip yapıtlar yer almaktadır.

 
 
 
 
 
 

 









14 Mayıs 2011 Cumartesi

MİNİATÜRK (Minyatür Türkiye Parkı)


30 Haziran 2001 tarihinde temeli atılan Türkiye'nin ilk minyatür parkı olan Miniaturk, büyük bir törenle ziyarete açılmıştır.
Toplam 60.000 metrekare alan üzerine kurulan Miniaturk'te, 15.000 metrekare maket alanı, 40.000 metrekare yeşil ve açık alan, 3.500 metrekare kapalı alan, 2.000 metrekare havuz ve suyolu, 500 araçlık otopark yer almaktadır.
Eş zamanlı yürütülen proje koordinasyonu sayesinde 22 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Miniaturk, dünyanın en geniş maket alanına sahip ve en kısa sürede tamamlanan minyatür kentidir.
Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilmiş eserlerin 1/25 ölçekli maketlerinin yer aldığı Miniaturk'te, 57 eser İstanbul'dan, 51 eser Anadolu'dan, 12 eser ise bugün Türkiye sınırları dışında kalan Osmanlı coğrafyasından olmak üzere, toplam 120 sabit eser sergilenmektedir. Ancak daha sonraki eklemeler dikkate alınarak rezerv alanları da oluşturulmuştur. Altyapı, sonradan yapılabilecek eklemeler de göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Böylelikle Miniaturk, bir anlamda, planlı kentleşmeye örnek oluşturarak büyümeye devam edecektir.

Maketler yurtiçinde 10, yurtdışında 3 atölye olmak üzere toplam 13 atölyede üretildi. Atölyeler dışında Yıldız Teknik Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Sermaye İşletmeleri’nde de Miniaturk için üretimler gerçekleştirildi.
Maket yapımında sanayide kullanılan plastik bazlı, açık hava şartlarına uygun malzeme kullanıldı. Maketler yerlerine yerleştirilmeden önce, Miniaturk Test Alanı’nda bekletilerek açık hava şartlarına uygunluğu bir kez daha test edildi.
Ayasofya'dan Selimiye'ye, Rumeli Hisarı'ndan Galata Kulesi'ne, Safranbolu Evleri'nden Sümeli (Sümela) Manastırı'na, Kubbet-üs Sahra'dan Nemrut Dağı Kalıntıları'na kadar pek çok kültür ve medeniyetin izlerinin bir araya getirildiği parkta, bugün artık yerlerinde olmayan Artemis Tapınağı, Halikarnas Mozolesi, Ecyad Kalesi gibi eserler de yeniden canlandırılmıştır.
                
Anadolu ve çevresinde hüküm sürmüş, izler bırakmış her medeniyetin Miniaturk'te yer almasına özen gösterilmiştir. Miniaturk ile Antik Çağ'dan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, 3000 yıllık yaşanmışlığın izleri Haliç kıyısına taşınmıştır.
Miniaturk'te yer alacak eserlerin seçimi Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Doç. Dr. Ahmet Haluk Dursun'un danışmanlığında bir kurul tarafından yapıldı. Seçimde eserlerin maketi yapılabilir nitelikte olmalarına özen gösterilmiş ve her biri ait oldukları teknolojisini, sanatını ve kültürünü yansıtan, binlerce yıldır ağır istilâlara, savaşlara ve yıkımlara tanık olan bir coğrafyada hiçbir uygarlığın, sırf daha öncekiler yaptı diye yok etmeye kalkışmadan, koruduğu, onardığı, yaşattığı eserler Miniaturk'te maketleriyle yer almaktadır.

Kendi içine kapalı "masalsı" bir ortam yaratmayı hedefleyen Miniaturk projesi, Anadolu, İstanbul ve eski Osmanlı coğrafyasından eserlerin oluşturduğu üç ana bölümde ele alınmıştır. Bölümler küçük peyzaj düzenlemeleriyle birbirlerinden ayrılırken, sürekliliği sağlanmış, ziyaretçiyi yönlendiren bir gezi güzergâhı oluşturulmuştur.
Alanın peyzaj planlaması altyapı çalışmalarıyla eşzamanlı olarak başlatıldı. Kullanılacak bitki türleri, Haliç kıyısındaki iklim şartlarına uygun ortamda yetiştirildi.
Miniaturk'ün genel konseptine uygun olarak maket alanında ince tekstürlü çimler, bodurlaştırılmış bitkiler ve bonsailer kullanıldı. Maketlerin yerlerine alınmasının ardından çimler serildi ve bitkiler dikildi.
Miniaturk'te, bir açık hava müzesi atmosferinde sergilenen maketlerin yanı sıra, ziyaretçilerin hoşça vakit geçirmesini sağlamak amacıyla farklı mekânlar da tasarlanmıştır; 400 kişilik oturma kapasitesiyle amfitiyatro, Miniaturk'ü hatırlatacak hediyelik eşyaların satışa sunulduğu alışveriş merkezi, küçük ziyaretçilerimizin ilgisini çekecek, Truva atı ve kale gibi oyun gruplarından oluşan oyun alanı, gezi alanını çepeçevre dolaşan minyatür ekspres tren, satranç, labirent, go-card ve tekne turu bunlardan bazılarıdır.
Yerli ve yabancı turistlerin İstanbul turunda ilk adresi olan Miniaturk, kısa sürede muhteşem bir Türkiye turu atmak isteyenler için de ideal bir mekân. Kısacası, “Türkiye’nin Vitrini !” 

İstanbul Modern Sanat Müzesi

Dosya:Istanbulmodern.jpg
İstanbul modern sanat müzesi veya kısaca İstanbul Modern, Türkiye'nin ilk modern sanat müzesidir.
Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından kurulan müze, 11 Aralık 2004'te ziyarete açılmıştır.
Karaköy limanında, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Tophane-i Amire arasında yer alır. İstanbul Modern, T.C. Denizcilik İşletmeleri için kuru yük deposu olarak inşa edilen 4 no'lu antrepo binasının müzeye dönüştürülmesi ile hayata geçmiştir. 2003 yılında gerçekleştirilen 8. Uluslararası İstanbul Bienali'ne de ev sahipliği yapan bina, başbakanlık tarafından müze olarak tahsis edilmiş ve kendisinin Türkiye'ye AB üyeliği için müzareke tarihi verilecek olan 17 Aralık tarihinden önce yapımının tamamlanması isteği üzerine 11 Aralık 2004'te hizmete açılmıştır.
Şu anda İstanbul Modern'in baş küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu yapmaktadır.                                                 
                                                                 

İstanbul Demir yolu Müzesi


İstanbul Demir yolu Müzesi, Sirkeci Garı içinde 23.09.2005 tarihinde açılmıştır. 45.50 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede 300 adet kültür varlığı sergilenmektedir. Müze Pazar, Pazartesi ve bayram günleri dışında her gün açık olup, ücretsiz gezilebilir.
İSTANBUL(SİRKECİ) GAR`ININ TARİHÇESİ
İstanbul`un Avrupa`ya açılan kapısı Sirkeci Gar`ının temeli 11 Şubat 1888 günü büyük bir törenle atıldı.03 Kasım 1890`da hizmete açılan görkemli gar binasının mimarı Alman mimar ve mühendis A.Jasmund`dur.Berlin Üniversitesi mezunu olan Jasmund şark mimarisi konusunda incelemeler yapmak üzere İstanbul`a gelmiş, Sultan II.Abdülhamit`in güvenini kazanarak sarayın danışman mimarı olmuştur.
Jasmund gar binasının projesi hazırlanırken özellikle bir nokta üzerinde durmuştu.İstanbul,batının bitip Doğu`nun başladığı yerdi.Bir başka deyişle Doğu ile Batı`nın birleştiği noktaydı.Bu nedenle bina oryantalist bir uslupla hayata geçirilmeli,bölgesel ve ulusal biçim kalıplarına yer verilmeliydi.Bu uslubu yansıtmak için cephelerde tuğla bantlar kullanıldı.Sivri kemerli pencereler,ortaya ise Selçuklu dönemi taş kapılarını anımsatan geniş bir giriş kapısı yaptı.Vitraylar bu uslubu tamamlıyordu.
Binanın kaidesi granit,cephesi mermer ve Marsilya Arden`den getirilmiş taşlarla yapıldı.Bekleme salonlarına,Avusturya`dan getirilmiş büyük çini sobalar konuldu.Binanın aydınlatılması ise çeşitli yerlere konulan 300 hava gazı feneriyle sağlandı.
Sirkeci Garı`nın yapıldığı dönemdeki hali çok görkemliydi.Deniz binanın eteklerine kadar geliyor ve denize taraçalar halinde iniliyordu. Orta girişin iki yanında saat kulesi,üç büyük lokanta,ayrıca binanın arkasında geniş bir bira bahçesi ve açık hava lokantası bulunmaktaydı. Gar`daki büyük lokanta ise binanın saat kulesi cephesindeydi.Lokantaya uzun mermer merdivenlerle çıkılıyordu.
Yedikule`de yapımına başlanan demir yolu Yenikapı`ya geldiği zaman hattın, Sarayburnu`na kadar uzanan Topkapı Sarayı bahçesinden geçirilmesi konusu uzun tartışmalara yol açmış,Abdülaziz`in izniyle hat Sirkeci`ye ulaşmıştır.
Ancak,Sirkeci`ye ulaşan demir yollarının yapımında istimlak amacıyla tarihi değerine paha biçilemeyen Bizans ve Osmanlı saray ve köşkleri yıkılmış,sahil özeliğini yitirmiştir.
Gar`ın büyük kapısı üstünde bugün mevcut olmayan ama yeri bulunan tuğra ile Muhtar Efendi tarafından tanzim edilmiş şu kıt`a yazdırılmıştır;
Ulu Hakan himmet ederek
Buyruk verdi.
Demir yol için bu gönül çeken
İstasyonu yaptırdı.
Tarihi ilan için çıktı özel bir tren
Sultan Hamit yaptırdı bu süslü ve gönül çeken istasyonu
1869 yılında yapım imtiyazı verilen 2000 km .lik Şark demir yollarının milli sınırlar içinde kalan 337 km .lik İstanbul-Edirne ve Kırklareli-Alpullu kesiminin 1888 de bitirilerek işletmeye açılmasıyla İstanbul, Avrupa demir yollarına bağlanmıştır..